inat sanat © 2009

14 11 2009

KORKMAYA HAZIR MISINIZ? KURBAN GELİYOR!


Kurban, 4 yıl aradan sonra çıkaracağı yeni albümü ‘Sahip’ ile içimizdeki şeytanı taşlamaya hazırlanıyor…

Kurban, Mayıs 2008’de Deniz Yılmaz’ın askerden dönmesi ile konserlerine ve albüm çalışmalarına hız vermişti. O tarihten bu yana geçen yaklaşık bir buçuk senelik sürenin ardından Kurban, ‘Sahip’ adlı albümünü Ekim ayında piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor…

23 Mayıs’ta Ankara Üniversitesi, 27 Mayıs’ta da Yıldız Teknik Üniversitesi Bahar Şenlikleri’nde konser veren grup, bu konserlerde yeni çıkacak albümden de parçalar çaldı. Bu şarkılarda Deniz’in gitarını bırakıp sadece vokal olarak mikrofonuyla arasındaki (kimi zaman vahşileşen) ilişkisini dinleyicileriyle buluşturduğunu gördük. Bu durum albümün genelinde de bu şekilde devam edecek gibi görünüyor. Gelen haberlere göre Deniz, sadece vokal yapmak istediğini söyleyerek albümdeki şarkıların çoğunda gitarını bırakacakmış. Albümün, grubun eski albümlerine göre diğer bir farkı da çoğu şarkının Özgür’ün rifflerinin üzerine kurulmuş olması.

Grubun içindeki kusursuzluk arzusu, albümün çıkış tarihinin, daha önce konserlerinde duyurdukları Mart ayından, Ekim ayına ertelenmesine neden oldu. Titizlikle devam eden çalışmalarla albüm şu an miks aşamasında ve diğer sanat çalışmalarıyla birlikte Ekim ayına yetiştirilmeye çalışılıyor. Kurban hayranlarını endişelendiren ise grubun kendisi için özel tarihleri hep Kurban Bayramı’na denk getirmesi ve bu yüzden 26 Kasım’a kadar bekleme ihtimali… Fakat görünen o ki Kurban bu sefer dinleyicilerini iki bayram arası sevindirecek…

Şarkı sözlerinde hem hayatı tiye alarak eğlenebilmeyi, hem de varoluşsal bazı çıkmazları sorgulamayı başaran grup, ‘Sahip’te bu tavrını daha koyu bir şekilde sergileyeceğe benziyor. Zaten grubun 2007’de, yeniden bir araya geldiği günlerde, Deniz Yılmaz’ın kendi myspace’inde yayınladığı ‘Yak’ isimli parça ‘Sahip’ albümünün habercisi niteliğindeydi. Özellikle bu şarkının sözlerini dikkatlice incelediğimizde Deniz’in son 2 – 3 yıldır bu konsept üzerinde yoğunlaştığını tahmin edebiliriz. Yeni albümdeki parçaların sadece isimlerinden bile Kurban’ın bu sefer daha da sert ifadeler kullanacağı anlaşılıyor. Albümdeki şarkılar ‘’İfrit’, ‘Mesih’, ‘Son Emir’, ‘Soykıran’, ‘Hâkim’, ‘Yobaz’, ‘Bre Cahil’, ‘Güneş’, ‘Sahip’, ‘Misafir’ diye sıralanıyor… ‘Sahip’in sözlerindeki şu ilk dört dize ise bize albümün genel tavrını açıkça ifade edebilecek durumda;

‘’Yaşarken yoktan var edilmiş bir dünyada

İnanmak mümkün mü ölmek ve yok olmaya?

Çözmeye yetmedi bu sırrı hiçbir zekâ

Pes etti akıl, soyundu sonunda o inanç olmaya’’…

Dinleyicileriyle en son 15 Ağustos’ta Foça Rock Tatili’nde buluşan Kurban, bu konserin ardından gün saymaya başlayan hayranlarını kendi sitelerinden yayınladıkları kısa bir video ile iyice sabırsızlandırdı. Albümün çıkmasına kısa bir süre kala yayınlanan bu bir dakikalık mini klip, Sahip’in introsu için hazırlanmış stüdyo kayıt görüntülerinden oluşuyor.

Eski albümlerinde de gördüğümüz gibi, her zaman hançeri doğru yere saplayabilen bir grup olarak Kurban, ‘Sahip’ albümünün temasına uygun bir biçimde, sahne performanslarını daha da sertleştirerek dinleyicileriyle buluşuyor. Grup, dâhilik derecesinde nitelendirebileceğimiz parçalarını, delilik derecesinde nitelendirebileceğimiz performanslarıyla birleştirerek bu iki kavram arasındaki ince çizgi üzerinde takdire şayan bir cambazlık sergiliyor.

Şubat ayında albümün müjdesini verirken ‘’Korkacaksınız,’’ demişti Deniz Yılmaz… Kurban, diğer albümlerinin aksine, ‘Sahip’ ile birlikte olaylara ve kavramlara daha üst bir noktadan bakarak, bu kez içimizdeki şeytanı taşlamak için geliyor…

Korkunun ecele faydası yok.

Kurban için hazır mısınız?


Yüxexes 44,

Ekim 2009..

10 10 2009

A Bir (İntro)

''Korkmaya Hazır mısınız?
Kurban Geliyor...''
Yüxexes 44, Ekim sayısında.

Emre Sert adına
TersEmreSerT

03 10 2009

MORGUN


MORGUN
Denemeye değer savaşlar için
Kılıcıyla, kanıyla mesela
Birbirine zıt yönde ve eşit miktarda
Bir çemberin üstündesin belki,
Ne içindesin, ne de dışında
Düşmekle uçmak arasında daralan bir farkla
Dönüp dolaşıp aynı yere boşalmak gibi
Şehidiyle, zaferiyle yani.
Hepsiyle aynı anda!

Kaybetmenin yanlı gururuyla es geçerken zemzemleri
Kurşunuyla, canıyla yani,
Adımı sesine uyarlamışım besbelli.
Külünü dumanıyla avutan cılız ateşler arasında
Tek kişilik yangınlar çekip ciğerime,
İlmeğiyle, mektubuyla mesela
Cehennemin en dibine!

Sen emmesen de genişler, bu yorgun mor çiçekler
Efsunusun tabi ki, meftunuyuz elbette
Ne uzun bir sessizlikti tenin, yeni yağmış kar gibi
Dalından koparmak değil, tohumunu okşamak benimkisi
Pınarıyla, çakılıyla yani
Neticesi değil, ta kendisi!

18 08 2009

Dünya Hali


Dünya Hali
Şimdi beni böylece denize atsınlar…
Ben böylece buz gibi,
erimeden ve batmadan
Beni dalgalar alsınlar, uzaklara savursun.
Savursun da,
ya Macellan haklıysa?

Sen şimdi uzağımdasın,
daha da uzaklara git,
En uzağa git…
En kötüsü 40.000 km
Hiç de fena değil!

Biz nedense öylece bilemedik
Ve dünyanın en bilinmedik yerlerindeyiz şimdi…
Tamam, kimse yerinden kıpırdamasın,
Tamam, yağmur bir tür yağış biçimidir.
Elbette ellerin de bir çift organ sadece
Peki, kabul… Dünya dönmüyor.
Ne değişti?

2.5'

08 07 2009

ŞÜKÜR.


ŞÜKÜR.
İçtiğim denizler kadar derin
Göçtüğüm bir buluttu gözlerin
Geçemedim…
Varoşlarından ayırır gibi
bir şehri,
Tüküremedim ağzımda emdiğim bu zehri!
Gecenin zifiri,
Gecenin en sunturlu küfürlerini
ezberledim, yüzümde tokat gibi
Gidişini…

Denizi,
kumsaldan
sıyırır gibi izledim.

Periler odaların sessizliğini severmiş
Bekledim…
Gecenin en kalender noktalarını bekledim
Bütün vahşi hayvanları susturdum,
Gelmedin…
Kan içinde uyanıp bu gece bir rüyadan
Dudaklarımı göğsünden kopararak
Tavanına yıldızlar çizdim kefenimin.
Neyse ki aklım serin…
Neyse ki ellerin hala çıplak!

04 07 2009

efsundu!

pınar’dan…
efsundu!
güneşmi yüzüne düştü, senmi güneşe vurdun bilemedim...
iremdi, gülistandı o, o yer senin dokunduğundu.
Geceler olurdu, geceler boyuydun, geceler en çok gittiğinde uzundu
Bilmem, kaç çeşit manzara olurdun? Kaç taneydik
saymadım,
Saymadım ertende ihtimallerin dehşet veren sonsuzluğunu
Seni fani sanmadım hiç, ellerimden hatırlarsın,
Güneş gibisin Efsun, anlamazsın!
gölgem kocaman olur, şahikamsın.

İkamesi olmayandı, ellerindi onlar…
İki özerk devlettiler sanki, kalkanımdı, kanadımdı,
kahramanımdılar...
Saten gibi bir tendi o, bütünüyle kavradım.
Kopmamış çiçek gibi kokardın,
Kendin gibi kokardın,
Kokladım, fikrime yayıldın…
Gelişin zamansız olmuştu, biliyorsun.
gidişin...
Gidişin zamanı dondurdu Efsun.
Elin olmayınca avcum ne yapsın!

Ellerimle bile tuttum inanmazsın, kaç çeşit hüzün gördüm!
Adındaki berekete düştüm, tutarsın sandım, o'sun sandım,
oydun.
En hünerli yerlerine dokundum, gözlerimle dokundum,
Soluğundu o, nefesini soludum.
Usanmadım, uslanmadım, adını koşturdum aklımda,
Bıkmadım ardında bin çeşidini görmeyi korkunun,
Gözümün feri aktı Efsun!
Kupkuruyum.

Görkemini geveliyorum şimdi yalnız dudaklarımda
Beni terkediyorsun çünkü ben aşağılık bir kiralık katildim
Ben bir kiralık katilim ve kendimi öldürmeliyim, çünkü beni terk ettin.
Tümüydün, atlasımdı o, her yanıydı pusulamın
Huşu ile devrildin omzuma…
Tarifsiz bir huzur bahşettin…
Bense zenci bir mülteciydim ve kendimi sana zerk ettim...
Ellerin iki özerk devletti Efsun.
Ben o kıtadan nefyedildim!

01:30:36

15 03 2009

Kabul


Kabul
Büyüklük bende kalsın,
Gidiyorum…
Bırakıyorum ne varsa verdiğim,
Aldıklarımı yerine koyuyorum.
Bir kendimi alıyorum yanıma
Birde anlatamadıklarımı
Başka bir bahar umuduyla
Yüklüyorum sırtıma umutlarımı…

Büyüklük bende kalsın,
Susuyorum…
İçimdeki sesi duyuyorum bitek
Bir tek kendime kulak veriyorum
Korkmuyorum ağlamaktan,
Gözyaşlarımla serpiliyorum
Siz yağmurdan kaçarken
Ben kendi açıklarımda boğuluyorum

Büyüklük bende kalsın,
Ve ben bitiyorum…
Her nefes yeni bir denemeydi,
Her deneme yanılmaydı,
Üzgünüm, yapamadınız,
Siz beni yanlış anladınız…
Şimdi anlıyorum doğruları
Ve ölüyorum yavaş yavaş
Yudum yudum yok oluyorum,
Siz koşarken geleceğe
Ben geçmişimle hesaplaşıyorum…
01:46

14 03 2009

SIVI.

Kara Şiir Antolojisi 2009

SIVI.
Nar geceye saçıldı,
Vadilere saklanmış kızıllar.
Gece gökyüzünden düşer melekler ve hepsini avuçlarım toplar.
an ki, rüzgarın adına dokunduğu zamanmış…
Ağlarmış bir kız çocuğu
ve içimde bronz bir midilli yaşarmış.

Hatırlat da unutalım bir ara,
çiğnediğimiz karıncaları
-Ahh, hacminden taşmam için emmem lazım kayalıkları-

Her gecenin bir rengi vardır,
Her sözün bir kütlesi,
Ben kızıllar açtım canım, sen topla tanelerimi…

Yer çeker kendine, caziptir toprak.
Şimdi bir yerinden tutsam kayar,
Neresinden dönsem kar?
İçime sızmışım.
An; sızı saçmalar,
YAŞASIN MODERN ZAMANLAR. Sus!
Sus yoksa beni bu yüzyıl parçalar.

.
Ben bir nardan kaçtım bu gece, beni bir avuçların yakalar!

02:20

08 03 2009

Yüzüme Mimikler Ver Sevgilim...


Yüzüme Mimikler Ver Sevgilim…
Gel benimle kadın ol sevgilim,
Bende kaplumbağaları uçmaz sanırdım.
Kanatları kırıktır hani uçurtmaların
Ellerim de eflatundur bazen
-ki bu yüzden, bu griliği sana bulamak isterim
Ama sevgilim dikkat et,
Ben daha hiç pelikan görmedim!

Sana İspanyolca isimler vermek isterim sevgilim
Dilimin döndüğünce replikler yazmak sana,
Uçakların kanadına ateş etmek beraber,
Ve yas tutup düşüşlerine sevişmek seninle…
Anladım sevgilim; boşalınca değil sevişince giriliyor ergenliğe…

Ellerini tutmam garip,
Ellerini tutmam güzel,
ellerin, garipliğim kadar güzel
Ama hayır, bi dur hele
Hayır, sen uçamazsın daha
Henüz bir melek değilsin sen
Ama eş durumundan şair sayılırsın…

İstanbul da bir şehir be!
Ve şiir yazılmayı sen kadar hak eder en az,
Ben, doğruya doğru kayar gibi hissediyorum kendimi
Söyle seni İstanbul’da kim istemez!

Kendimi odamda istiyorum sevgilim,
Odam karbondioksit kokuyor.
Saksımda plastik yunuslar besliyorum
Ve saksım yağmurlar topraklıyor
Bir çocuk görüyorum sevgilim,
Bir çocuk, mazgaldan su içiyor…

Çocukluğum yaşlı geçti benim
Ben sivilcelerimi Alzheimer’dan kaybettim.
Bir yosunun yağmuru andırması kadar uzak,
Ama en az ikisininki kadar ıslak,
Bir o kadar siyah,
Bir o kadar parlak…
Kutularca Bonibon yutup intihar etmek istiyorum!

Bir çocuk,
Bir şair,
Bir intihar…

Ben ölüme değil, ölümden sonra yaşama inanıyorum!
05:20

19 10 2008

Umudu Bir Renkle Karıştırıyorum Hala

‘‘Tom Waits bunu nerden bilsin?’’Umudu Bir Renkle Karıştırıyorum Hala
Tuzunu kıyıya vurmuş bir deniz tasarladım ikimiz için
Adının ölümsüz olduğu bir kara parçasında.
Henüz açken hepimiz,
Ölmeye de çok var sanarak,
Kaybetmekten çekinmeden kapatıyoruz perdeleri,
Tercümesiz şarkılara sığınıyoruz…

Bu yalnızca bizim suçumuz.

Usturada küçülüyor bir kadının sureti
Yüzümün kanaması bundan…
Kadının adımları sert bir dille uyarıyor beni
Gerisi üstüme sinen korkusundan sanılıyor …

İçimde falezler var sesinin binbirtürlü şiddetiyle vurduğu.
İçimde teninin yoğunluğu var
Günümüz nehirleri durgun..
Gecenin çocukları korkusuz oysa.
Yine aynı arktan boşalıyor sonsuzluk.
Aşkın içinde bir çok sıvı var!
.
..
Uçurtmamın kuyruğuna saçlarını takmak şimdi…
Kopardığın renklerin esaretiyle,
Ipıslak yaşamak seni!

05:23

22 06 2008

SÜBLİM.

Çizim:ZİN. Bu şiir için.

SÜBLİM.
Biliyorum, uyuyorsun şimdi, üstünde pembe desem değil, üstümde saydamları bulandıran, sütünde ince bir beyaz gibi annemin, üstünde ağır bir koku,
bende de sıkışmış bir kaç korku var.
Biliyorum. Rüyanda beni gömüyorsun.
O bilmediğin, o unuttuğun, o saydığınım ben..
Bil o ayakları buz kesmiş! etinde ve suretinde eş dağılmış irem, ağlayan bir nar. Yâda kesilmiş bir göz gibi, tane tane dökül-sen. Evet, Sen...
Sen; Arzı morfin, talebi kriz içeren
Saçaklara es olmuş, alçaklara dokunmuşsun sen.
Yine de gel, gel de yine çakılsın taşlar,
Çekilsin damarlar, çizilsin dokum.
Uf beni,
Taş bura kalmasın, yansın bu divan, yansın cümlem, bi seni yaksın dilim ve devrilsin ünlem İ
Yine de gel sen. Sen gel de yine anlamasın el âlem.

07:03

08 06 2008

Tinsel İlişki


TİNSEL İLİŞKİ


................
Paslanmış bir plak gibi dinliyorum ismini
................Ve tenini günahkâr bir lakap gibi sayıklıyorum…


Batıyorum,
Tutup, kaldırıyorsun efkârı
Batıp, can veriyorsun nesneye.
Çözünüyoruz gece ansızın,
Azalıyoruz birlikte!
Birbirimizde azınlık kalıyoruz -
Gün doluyor,
Birden kovuyorsun beni,
Ben senden kovalıyorum sözcükleri
Azalıyoruz…
Kendimize sürgün ediyoruz bedenlerimizi.


Durduk yere büyüyordu adın,
Hayatın;
Bir safranın yere akan katranıydı.
Koşuyordun,
Yetiş diyordum, yaralıydın
Saklıydın derinlerde veya derinin süt kokan yerlerinde
Ben buluyordum seni
Dinamit bir mevsimin devinimsiz masallarına gömmüştüm ismini
Uğrundaki nikotinlere boğuluyordum,
Haklıydın.

Sana söz veriyorum,
Sözcüklere veriyorum etini.
Ve tüm kurgulardan korunup,
Kitlelerden sakınıyorum ismini…
Biliyor musun Eve polisler geldi az önce
Bütün şehri böcekler bastı
Sırf sen kaç diye benden,
tüm insanlık damarlardan konu açtı…
Kurtar beni bebeğim, kurtar bu basanlardan
Beni onlara verme sakın, ben suçluyum olanlardan!
Bana bizden bahset, ruhum kaşınıyor yoksa
Gizem haz veriyor, sağır oluyorum suskunluğunda… !


Kimi geceler lavlar damlattım dudaklarımdan
Ruhunu bir var oluşun orta yerine sapladım,
Tüm tinsel eğilimlerimi diz çöktürüp karşında,
Teninde terimin bulgularına rastladım.
………
.................Sen ruhuma paralel eşkenar bir sızı,
.................Ben sana dik düşmüş zehirli bir açıortaydım.

Yetmez bu dünya bize!
Öl sevgilim.
Çabucak yak kanatlarını,
Seni arafa götürmeliyim…
Bulunduğum ikamet, tatsız tuzlu bir tavırsın…
Ben sana olmuşum, bana tutunmalısın…

06:53